Bilişim Hukuku – Bilişim Ceza Hukuku – Ceza Hukuku – İş Hukuku

TürkçeالعربيةEnglishDeutschРусский

İnternet Şifresi Paylaşmanın Hukuki Sonuçları 

İnternet Şifresi Paylaşmanın Hukuki Sonuçları 

Teknolojinin geldiği noktada internet gerek bireysel gerekse ticari kullanıcılar açısından yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Son günlerde, Covid-19 sebebiyle içerisinde olduğumuz karantina günleri de bunu bir kez daha göstermiştir.

İnternet ortamında paylaşılan içeriklerin hukuka aykırı olması durumunda belli hukuki sorunları beraberinde getirmektedir. Birçok site veya ev halkı interneti olmayan komşularına ücretli/ücretsiz internet hattını kullandırmaktadır. Sadece bu şekilde değil, dışarıda olduğumuz dönemlerde de birçoğumuz restoran, cafe, kütüphane gibi günlük vakit geçirdiğimiz ortamlarda, işletmenin internet şifresini talep ederek ağa bağlanmak suretiyle cep telefonu, bilgisayar veya tabletlerimizde işlerimizi halledip, sosyal medyada vakit geçirmekteyiz.

Her ne kadar kendi bilgisayar, tablet veya akıllı telefonlarımız aracılığı ile internet işlemlerini gerçekleştirsek de kullanmış olduğumuz internet ağı bize ait olmadığından, sanal ortamda icra ettiğimiz hukuka aykırı eylemlerden kimin sorumlu olacağı hususu hukuki bir tartışma konusu yaratabilmektedir.

Örneğin, komşumuzun veya bir işletmenin internetini kullanırken üçüncü bir kişiye sanal ortamdan hakaret etmek, onu dolandırmak veya tehdit etmek ve benzeri nitelikte ceza hukuku bakımından suç teşkil eden, özel hukuk bakımından ise haksız fiil teşkil eden bir eylemde bulunulması sebebiyle internet erişimini sağlayan kişi/lerin de bu eylemden dolayı sorumlu tutulması mümkün müdür?

Bu yazımızda, incelemiş olduğumuz karar kişinin cezai sorumluluğuna ilişkin olmadığından, ceza hukukundaki sorumluluk ve/veya faillik gibi kalemlere değinilmemiştir. Yazımızda, özel hukuk alanında, tazminat hukuku açısından sorumluluk doğup doğmayacağı tartışılmaya çalışılmıştır.

Haksız fiil, hukuk kurallarına aykırı bir şekilde diğer bir kişinin malvarlığı veya şahıs varlığında zarar meydana gelmesine neden olan eylemdir. Haksız fiilden bahsedilebilmesi için kişinin zarara sebep olan fiilinin hukuka aykırı olması ve bu hukuka aykırı fiil ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı olması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 49.maddesinde haksız fiilde sorumluluk kavramı düzenlenmiştir. TBK Madde 49’a göre, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

Geçtiğimiz günlerde Yargıtay tarafından verilen bir kararda sorumluluk hukukuna farklı bir yorum getirilmiş ve sosyal medya üzerinden hakaret eyleminin icra edildiği bir olayda, hakaret fiilini gerçekleştirmiş olan kişiler dışında internet hattının sahibini de bu eylemden ötürü hukuki açıdan kusurlu olduğu ve bu durumda tazminat hukuku kapsamında sorumlu olduğuna karar verilmiştir. Bu durumda söz konusu eylem nedeni ile eylemi gerçekleştiren kişi dışında internet erişimini sağlayan kişi de sorumlu tutulmuştur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/16612 Esas 2019/1233 sayılı kararında sosyal medya üzerinden sinkaflı sözler içeren mesajların gönderildiği olayda suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının sahibinin de davanın tarafı olduğunu belirtmiştir. Davacının e-posta ve sosyal medya adreslerine mail ve mesaj atıldığı saatlerde mailin ve mesajın bırakıldığı mail adresine davalıların internete girdikleri IP adresi üzerinden bağlantı yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu mesajların gönderilmesinden internet hattının sahibi olan kişinin de sorumlu olması gerektiği kanaatine varılmıştır. Kararda açıkça Bu nedenle; gönderilen mesajlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her iki davalının da yazılan mesajlardan sorumlu olduğu kabul edilmeli ve uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir.” ifadeleri kullanılmıştır. Buna göre; gönderilen mesajların bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her iki davalının da yani hem suça konu mesajı gönderen hem de bu kişinin internet ortamına erişebilmesi için internet hattını kullandıran / kullanmasına izin veren kişinin yazılan mesajlardan tazminat hukuku nezdinde sorumlu olduğu kabul edilmesi gerektiği gözetilerek manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirtilmiştir.

 Yargıtay kararı incelendiğinde, taraflar arasında ceza hukuku bağlamında dosyaların olduğu ve kişiler hakkında HAGB kararı verildiği anlaşılmaktadır. Yerel Mahkeme Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar ile bağlı olmadığını belirterek hat sahibi açısından davanın reddine karar verdiği, Yargıtay’ın ise gerekçesinde hat sahibinin de sorumlu olması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararını bozduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme kararları her ne kadar somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekmekte ise de Yargıtay’ın hat sahibinin sorumluluğu noktasında değerlendirmesinin isabetli olmadığını düşünmekteyiz. Zira karar değerlendirilirken en azından 5651 sayılı Kanun’da belirtilen internet süjelerinin hak ve sorumlukları belirtilerek yorumlanması gerekmektedir. İnternet ortamında erişim sağlayan veya toplu kullanım sağlayan tüzel veya gerçek kişilerin sorumluluğu mübrez kanun ile belirlenmiştir. Hal böyle iken Yargıtay’ın özel bir kanun olan 5651 sayılı kanun bulunmasına rağmen, gerekçesi ve yorumunda bir cümle dahi bu Kanun’dan bahsetmemiş olması ne kadar özensiz karar verildiğini bir kez daha göstermektedir.

Ayrıca TBK’da yer alan sorumluluk hükmü uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişinin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Kanaatimizce bu noktada internet hattını kullandıran / kullanmasına izin veren kişinin eylemi için TBK’daki sorumluluk maddesinde yer alan “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil” unsuru ve olaya ilişkin illiyet bağı gerçekleşmemekle birlikte, haksız fiil sebebiyle zarara uğrayan kişiyi karşı kusur sorumluluğu olmaması gerekmektedir.

Yargıtay tarafından “sorumluluk” kavramı mübrez olayda geniş tutularak yorumlanmıştır. Söz konusu kararın emsal teşkil etmesi halinde uygulamada çeşitli hak kayıplarına ve haksız uygulamalara yol açabilecektir. Yargıtay kabulünde, örneğin internet cafe işletmecileri veya internet erişimi sağlayan otel ve restoranlar gibi toplu kullanım sağlayıcılar, müşterilerine sağladıkları internet ağı aracılığı ile gerçekleştirilen eylemlerden sorumlu olacaktır ki bu durum hayatın olağan akışına, hukuk mantığına ve 5651 sayılı kanuna aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a göre toplu kullanım sağlayıcı, kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayandır. Toplu kullanım sağlayıcıları ticari amaçla veya ticari olmayan amaçla olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Aynı Kanun’un 7. Maddesine göre, toplu kullanım sağlayıcılar konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almakla yükümlü tutulmuştur. Ancak bu noktada toplu kullanım sağlayıcıların bireysel kullanıcıların hukuka uygun, erişime açık olan internet sitelerinde icra ettikleri hukuka aykırı fiilleri öngörerek engellemeleri mümkün olmadığı gibi, böyle bir yükümlülükleri de bulunmamaktadır. Bu bağlamda işletmeciler açısından “haksız fiili icra eden kişinin tespiti”ne ilişkin log kayıtları ile iç IP log kayıtlarının tutulması ve istenmesi halinde bu bilgilerin soruşturma makamına iletilmesi yeterlidir. Haksız fiilin temel unsurlarının her somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekmekte olup burada “hakaret” eylemini gerçekleştiren, bir başka deyişle haksız fiili icra eden kişinin haksız fiile ilişkin eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı oluşması  ve eylemi icra eden kişi yönünden manevi unsur olan kast bulunması gerekmekte ise de, internet erişimini sağlayan kişinin, gerçekleştirilen haksız fiil eylemi ve meydana gelen zararla ilgisi ve burada illiyet bağı olup olmadığı hususu kanaatimizce tartışmaya açıktır. Bu noktada, bireysel kullanıcının kendi cihazından hakaret etmesiyle üçüncü kişinin zarara uğramasında internet ortamını sağlayan kişinin bir rolü olmadığını düşünmekteyiz. Ancak karşıt görüş olarak, internet ortamını sağlayan kişinin sağladığı internet ağı kullanılarak gerçekleştirilen eylemlerden sorumlu tutulması gerektiği fikri bulunmaktadır. Tabi burada internet erişimi hizmeti sağlayan kişinin, fail ile birlikte hareket edip etmediği de uygun illiyet bağının kurulması noktasında değerlendirilebilecektir.

Ancak internet hattını kullandıran kişi açısından sorumluluğun doğabilmesi için yukarıda belirttiğimiz üzere uygun illiyet bağının tartışmaya mahal vermeyecek açıklıkta bulunması gerekmektedir. Yargıtay’ın kararına göre sosyal medya ve/veya internet üzerinden gerçekleştirilen hukuka aykırı eylemlerde, internet hattını kullandıran gerçek ve/veya tüzel kişilerin tazminat hukuku bağlamında sorumluğu olduğu yorumu yukarıda belirttiğimiz gerekçeler ile konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde yerinde olmadığını düşünmekteyiz.

Bu kararla birlikte; kişilerin iyi niyetli bir şekilde üçüncü kişilere internet hattını kullandırması ve/veya işletme sahiplerinin internet hattını kullandırması sonrasında olası hukuka aykırı eylemlerde, hat sahiplerinin çeşitli davalar ile karşı karşıya kalacağı görülmektedir. Burada özellikle işletme sahiplerinin bir başka ifade ile toplu kullanım sağlayıcıların artık 5651 sayılı kanun ve uygulama yönetmeliklerine uygun bir şekilde internet hizmeti vermesi ve usule uygun bir biçimde log kayıtlarının saklanmasının oldukça önemli olduğunu belirtmek isteriz. Bireysel olarak internet hattını paylaşan kişiler açısından ise internet hattının şifrelerini paylaşma hususunda da özenli davranmasını tavsiye ederiz. Fakat; yukarıda detaylı bir şekilde izah ettiğimiz üzere, Yargıtay kararının hem 5651 sayılı kanun ve uygulama yönetmelikler ile Türk Borçlar Kanunu nezdinde değerlendirildiğinde sorumluluk hukuku bağlamındaki yorumunun isabetli olmadığını, internet hat sahibinin illiyet bağı olmadığı müddetçe 5651 sayılı kanun nezdinde tazminat hukuku bağlamında sorumlu olmaması gerektiğinin altını çizeriz.

                                                                      Av. Pelin Topçuoğlu 

              Nisan /2020  

Taygün & Özmestik Hukuk Bürosu