Bilişim Hukuku – Bilişim Ceza Hukuku – Ceza Hukuku – İş Hukuku

TürkçeالعربيةEnglishDeutschРусский

Tüketici Senetleri Hakkında Hukuk Genel Kurul Kararı

T.C.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No:2014/406
Karar No:2014/685

(…Alacaklı tarafından borçlular hakkımda kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlanmıştır. Takip dayanağı bononun incelenmesinde keşidecinin muteriz borçlu B.S.T, lehtarın ise dava dışı diğer borçlu KC Construction … A.Ş. olduğu, senedin takip alacaklısı D.Haber … A.Ş.’ye ciro yoluyla devredildiği görülmektedir. Borçlunun icra mahkemesine başvurusu dayanak senedin 30.06.2008 tarihli sözleşme nedeniyle tüketici senedi olarak verildiğine ilişkindir.
Anılan sözleşmenin incelenmesinde; konut vadeli satışlar için düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesi olduğu ve alıcı muteriz borçlu B.S.T. ile satıcı dava dışı diğer borçlu KC Construction … A.Ş. arasında düzenlendiği, takip alacaklısının anılan sözleşmede yer almadığı anlaşılmaktadır.

TTKnın 690.maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 599. Maddesinde; “ … keşideci, lehtarla doğrudan doruya arasında mevcut olan münasebetlere dayanan defile-ri, müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez. Meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken, bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun” hükmü düzenlenmektedir.

Somut olayda takip alacaklısının kötü niyetli olduğu iddia ve ispat edilmediği gibi senet metninde de tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca muteriz borçlu tarafından takip dayanağı senetteki imzaya itiraz edilmediği gibi borcun ödendiği de ispat edilmemiştir.

Bu durumda TTK’nın 599.maddesi hükmü gereği keşideci borçlunun, lehtara karşı ileri sürebileceği defileri (senedin tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile 4077 sayılı Tüketici’nin Korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesi gereğince nama yazılı düzenlenmesi gerektiği iddiasını) takip alacaklısına karşı ileri süremeyeceği hususu nazara alınarak istemin reddi yerine takibin iptaline dair verilen mahkeme kararı isabetsizdir.

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, takibin iptali istemine ilişkindir.

Davacı (borçlu) vekili; takibe konu senedin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun (TKHK) kapsamında düzenlenerek KC Constructi-on AŞ.’ne verildiğini, TKHK’nın 6/A maddesi gereğince bu tür senetlerin nama yazılı olarak düzenlenmesi gerektiğini, oysa takibe konu senedin emre yazılı olarak düzenlendiğinden geçersiz olduğunu, bu durumun herkese karşı ileri sürülebileceğini ve re’sen dikkate alınması gerektiğini belirterek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı (alacaklı) hamil vekili; davacı borçlunun temel borç ilişkisinden doğan defilerini senedi düzgün ciro zinciri ile ve iyi niyetle devralan müvekkili hamile karşı ileri süremeyeceklerini, ayrıca davacının senedi bilerek ve isteyerek emre yazılı olarak düzenleyerek tedavül yeteneği kazandırmalarının sonuçlarına katlanmaları gerektiğini, diğer davacı KC Construction A.Ş’nin tüketici sayılamayacağını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Yerel mahkemece, TKHK’nın 6/A maddesindeki emredici hükme rağmen emre yazılı olarak düzenlenen takibe konu senedin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamına göre davacı keşidecinin senedin tüketici senedi olarak verildiğinden bahisle “nama yazılı düzenlenmesi gerektiği” iddiasını takibe konu senedi ciro yoluyla devralan takip alacaklısı/davalıya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Hukukumuzda kıymetli evrak, hak sahibinin senetten tespiti şekline göre “nama”, “emre” ve “hamile” yazılı kıymetli evrak olarak üçe ayırmak mümkündür.

Hak sahibi, diğer bir deyişle alacaklı, senede hamil olmak keyfiyetiyle birlikte, bir temlik (alacağın temliki) işlemine de bakılarak tespit ediliyorsa, böyle bir senet “nama yazılı senet” niteliğindedir. Yani, senette mündemiç hakkın sahibi olabilmek için, senedin mülkiyetini karşı tarafa geçiren işlemin yanında, ayrıca bir de temlik muamelesinin yapılması, nama yazılı senetlerde şarttır.

Nama yazılı kıymetli evrak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK)’nın 566.maddesinde (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK)’nın m. 654), “Belli bir şahsın namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.

Nama yazılı senet için verilen tanımda iki husus üzerinde durulmuştur. Bir defa, “senedin belli bir şahsın namına (adına) yazılı olması” gerekir. Bu birinci şarttır (olumlu, pozitif şart). İkinci şart ise, “senedin emre kaydını ihtiva etmemesi” ve “kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmamasıdır” (olumsuz, negatif şart).

Bazı kıymetli evrak vardır ki, Kanun bunları, aksine bir kayıt taşımadıkları takdirde, emre yazılı saymıştır. Bunlar, belli bir şahıs namına yazılı olsa ve emre kaydı ihtiva etmese bile, kanun hükmü gereği emre yazılı kıymetli evrak sayılır. Böyle senetleri, ancak emre yazılı olmadıklarını “açıkça” belirtmek suretiyle nama yazılı olarak düzenlemek mümkündür. Bu belirtme, senede “menfi emre kaydı” konarak yapılır.

Buna karşılık, senede hamil olma durumunun hak sahipliği sıfatını tespit yönünden yeterli olduğu senetler ise, “hamile yazılı kıymetli evraktır”. Hamile yazılı kıymetli evrakta, “senedin hamili olma”, alacaklılık sıfatının tespitinde yeterli olmaktadır.

Hamile yazılı senetler, Türk Ticaret Kanunu’nun kıymetli evraka ilişkin kitabının üçüncü faslında hükme bağlanmıştır (6762 sayılı TTK. M. 570- 581; 6102 sayılı TTK’nın m. 658- 669). Hamile yazılı senetler için verilen genel tanım şöyledir: “Senedin metin veya şeklinden, hamili kim ise, o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamile (hamiline) yazılı senet sayılır” (6762 sayılı TTK. M. 570/1; 6102 sayılı TTK’nın m. 658).

Görüldüğü üzere tanım iki ana unsura dayanmaktadır: Bunlardan birincisi, hamile yazılı senetlerin kıymetli evrak olduğu; ikinci unsur ise, hamile yazılı senetlere, hamile yazılı senet niteliği kazandıran “hamile kaydı”dır. Hamile kaydı hakkında belli bir şekil öngörülmemiştir.

Bazı senetlerin hamile yazılı düzenlenebileceği ise, Kanun’da açıkça belirtilmiştir: Hamile yazılı çek (6762 sayılı TTK. M. 697), ipotekli borç ve irat senedi (TMK. M. 914), tahviller (6762 sayılı TTK. M. 425/1), rehinli tahvilat (TMK. Md. 971), intifa senetleri (6762 sayılı TTK. M. 573), hamile yazılı havale (818 sayılı BK. M. 426) gibi.

Öte yandan, senede hamil olma hali yanında, hak sahibinin tespiti bakımından bir “cironun yapılmış bulunması” keyfiyetinin de arandığı kıymetli evrak da vardır ki, bunlara “emre yazılı kıymetli evrak” denir.

Emre yazılı senetler, kambiyo senetlerinden sonra yer alan ve “Kambiyo Senetlerine Benzeyen Senetler” başlığını taşıyan beşinci fasılda düzenlenmiştir. Kanun yapıcı, poliçe hakkındaki hükümlerin, bütün emre yazılı senetlerde de uygulanabileceğini düşünmüş; bu hükümler, özel bir hükümle farklı esaslar benimsenmediği sürece, diğer emre yazılı senetler için de uygulanabilecek genel hükümler olarak kabul edilmiştir.

Emre yazılı senedin tanımı, 6762 sayılı TTK’nın 736.maddesinde yapılmıştır. Buna göre, “emre yazılı olan veya kanunen emre yazılı sayılan evrak, emre yazılı senetlerdendir” (6762 sayılı TTK. M. 736; 6102 sayılı TTK’nın m. 824/1). Tariften de anlaşılacağı üzere, emre yazılı senetler iki türlü olabilir: Ya, belli bir senet tipi kanun yapıcı tarafından “kanunen emre yazılı senetler” olarak kabul edilir; yahut da, esas itibariyle emre sayılmayan bazı senetlere “emre” kadının konması suretiyle o senet emre yazılı senet haline getirilir (iradi olarak emre yazılı senetler).

“Kanunen emre yazılı senet”, belli bir tipe (gruba) dahil senetleri ifade eder. Bu tipe dahil senetlerin emre yazılı olduğu kabul edilir. Mesela, kambiyo senetlerinin emre yazılı olması gibi. Poliçe, bono ve çek, “kambiyo senedi tipine dahil olduğu için” emre yazılı senettir (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 11.basım, Ankara 2005, s. 41-51).

Diğer taraftan 6762 sayılı TTK’nın 690.maddesinin yollamasıyla bonolarda da uygulama yeri olan 6762 sayılı TTK’nın 599.maddesinde “Poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def’ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun” hükmü öngörülmüştür.

Alacaklının takibine dayanak yaptığı senet kambiyo senedi (bono, poliçe ve çek) niteliğinde olmadığı halde, icra müdürü takip talebini kabul ederek borçluya kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna ilişkin ödeme emri gönderirse, beş gün içinde icra mahkemesine şikayette bulunarak, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibin iptalini sağlayabilir (İİK. M. 168/3, 170a, I).

Bu nedenle, icra müdürü, alacaklının takip konusu yaptığı belgenin kambiyo senedi olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. (İİK. M. 168/I). İcra müdürü, alacaklının dayandığı senedin kambiyo senedi olmadığı kanısına varırsa, takip talebini reddetmelidir; reddetmezse, kambiyo senetlerine mahsus takip, şikayet (İİK. M. 168/3, m. 170a, I) üzerine veya re’sen (İİK. M. 170/a, II) icra mahkemesi tarafından iptal edilir. Ayrıca, takip talebini alan icra müdürü, alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunup bulunmadığını da incelemek zorundadır (İİK. M. 170a, II) (Baki Kuru, İcra ve İflas El Kitabı, İstanbul 2004, s. 658, 686).

Somut olayda, takip konusu senedin kambiyo senedin özelliklerini taşıdığı ve alacaklının kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan 6762 sayılı TTK’nın 690.madde-sinin yollamasıyla bonolarda da uygulama yeri olan 6762 sayılı TTK’nın 599.maddesi uyarınca poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def’ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; ancak, hamil poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olması halinde bu def’iler ileri sürebilecektir.

Dosya kapsamına göre, takip alacaklısının kötü niyetli olduğu iddia ve ispat edilmediği gibi senet metninde de tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca muteriz borçlular tarafından takip dayanağı senetteki imzaya itiraz edilmediği gibi borcun ödendiği de ispat edilmemiştir.

Bu durumda mahkemece, 6762 sayılı TTK’nın 599. maddesi hükmü gereği borçluların “senedin tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile TKHK’nın 6/A maddesi gereğince nama yazılı düzenlenmesi gerektiği iddiasını” takip alacaklısına karşı ileri süremeyeceği gibi, keşidecinin bu durumu sonradan iyi niyetli hamile karşı da ileri sürmesi mümkün değildir.

Hukuk Genel Kurulu’nun 05.03.2014 gün ve 2013/12-1286 E., 2014/207 K; 05.03.2014 gün ve 2013/12-1514 E., 2014/208 K. Sayılı ilamlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.

Bu itibarla; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun’un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 Sayılı Kanun’un 29.maddesi ile eklenen “Geçici madde 7” atfıyla uygulanmakta olan aynı Kanun’un 366/ IlI.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.05.2014 gününde oyçokluğu ile, karar verildi.

HUKUK GENEL KURUL KARARINA KARŞI DEĞERLENDİRME:
6502 sayılı yeni TKHK’ya göre değerlendirdiğimizde; kanunun 4/5.maddesinde : ‘’ Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.’’ Denilmiştir. Görüldüğü üzere ikinci cümlede ‘’aykırı düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.’’ Denmektedir.
HGK kararında ise; senedin tüketici senedi olduğunun senet metninden anlaşılmadığı için bu iddianın hamile yöneltilemeyeceği ve icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurulmadığından bahisle dava konusu senedin kambiyo vasfını haiz olduğu belirtilmiştir.
Bu değerlendirme 6502 sayılı kanunun yukarıdaki hükmü dikkate alındığında, şüphesiz ki yerinde değildir. Zira 4/5. madde ‘’aykırı düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.’’ Demiştir. Bu da nama yerine emre düzenlenen senetlerin tüketici bakımından geçersiz olacağı ve fakat nama yazılı senet olarak geçerliliğini koruyacağı anlamına gelmektedir.
Nitekim icra mahkemesine süresi içinde ‘’senedin kambiyo vasfını haiz olmadığından bahisle’’ şikayet yoluna başvurulmamış olması da bu durumu değiştirmez. Çünkü 6502 sayılı kanunun 4/5.maddesi açıkça ‘’nama düzenlenmeyen senetlerin tüketici bakımından geçersiz olacağı’’nı belirtmiştir.
Özetle; ister şikayet yoluna başvurulsun ister başvurulmasın, ve de senet metninin üzerinde tüketici sözleşmesine istinaden düzenlendiği belirtilmese dahi 6502 sayılı kanunun 4/5.maddesi uyarınca, tüketici sözleşmesine istinaden düzenlenen senetler eğer nama yazılı değilse tüketici bakımından geçersiz olur, ve fakat nama yazılı senet vasfını korur. Bu noktada TTK’nın benimsediği ‘’kişisel def’ileri 3. kişilere karşı ileri sürme yasağı’’ ilkesi uygulanmayacaktır. Zira ortada bu ilkeye istisna koyan bir kanun düzenlemesi vardır.
Bunun dışında, davacı tarafın tüketici olup olmadığı da dikkatle araştırılmalıdır. 6502 sayılı kanunda tanımlar maddesinde ‘’ Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.’’ Şeklinde bir tüketici tanımı yapılmıştır. Yani tacir tüzel kişilerin tüketici olması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Zira tacirlerin adi sahasının olmaması ilkesi gereği, yapacakları her tüketici sözleşmesi aslında kendi mesleki ve/veya ticari amacına yönelik olacaktır.