Bilişim Hukuku – Bilişim Ceza Hukuku – Ceza Hukuku – İş Hukuku

TürkçeالعربيةEnglishDeutschРусский

Kabahatler Kanunu İdari Para Cezalarına İtiraz

 

İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ İÇİN SULH CEZA HAKİMLİKLERİNCE BAŞVURU ZORUNLULUĞU

I.GİRİŞ

Bu yazımızda, kanun uygulayıcıları tarafından sıklıkla tartışılan ve kanun koyucu tarafından hangi amaç ile getirildiği açıklanmamış olan bir uygulamadan bahsedeceğiz: idari para cezalarına itirazların Sulh Ceza Hakimliklerince incelenmesi. 

Söz konusu durum, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu içerisinde yer almakta olduğundan işbu başlık tarafımızca seçilmiş olup yazımızda ilgili kanun hükümleri ile uygulamada karşılaşılan zorlukları açıklamaya çalışacağız.

 

II. İDARİ PARA CEZALARINA İTİRAZ USULÜ

Hakkınızda herhangi bir idari işlem nedeniyle idari para cezasına hükmedilmiş olabilir. Peki, bu durumda ne yapacaksınız? 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu bize bu sorunun yanıtını açıkça veriyor. 

Madde 27- (1)İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.

Madde metninden anlaşılacağı üzere, hakkınızda idari para cezasına hükmedilmiş ise, bu kararın kesinleşmemesi ve mahkeme nezdinde bir kez daha değerlendirilebilmesi adına “kararın size tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren 15 gün içinde, Sulh Ceza Hakimliği’ne” başvurulması gerekiyor. 

Dolayısıyla, herhangi bir gerekçe ile aleyhine idari para cezasına hükmedilmesi halinde, en kısa sürede bizzat veya vekil aracılığıyla görevli olan Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurmanızı tavsiye ederiz.

 

III. İTİRAZIN DEĞERLENDİRİLMESİ SÜRECİ VE UYGULAMA

 

 

Yukarıdaki görselden anlaşılacağı üzere, idari para cezalarının değerlendirilmesinde, mevzuatta öngörülen olağan bir ceza yargılaması şeklinde bir kanun yolu iken uygulamada öngörülenin tam aksi yönde, şablon kararlardan ibaret bir karar verme mekanizması bulunmaktadır. 

Hal böyle olunca, İdare tarafından somut olayla ilgili olan kanuna muhalefet nedeniyle kesilen idari para cezalarına karşı kişilere başvurulabilecek yasal bir yol olarak getirilen “Sulh Ceza Hakimlikleri ’ne Başvuru” yolu, sadece formalite niteliği taşımaktan öteye geçememektedir. 

Zira sulh ceza hakimlerinin uzmanlık alanı “ceza hukuku” olup genellikle önlerine gelen idari para cezasına neden olan ilgili kanun hakkında detaylı bilgiyi ve uzmanlığı haiz olmamaktadırlar. 

Kaldı ki, işbu Hakimliklerin esas görev alanı, adli vakalardaki soruşturma safhasının bir aşaması olan tutuklama, adli kontrol, yakalama, el koyma ve arama kararları vb. nitelikteki taleplerin değerlendirilmesi ve karara bağlanması yönünde olduğundan “idari para cezaları” konusu çoğu zaman Sulh Ceza Hâkimliklerince dikkate dahi alınmamaktadır. 

Bu nedenledir ki, yukarıda da belirttiğimiz üzere, idari para cezalarına itiraz yolunun formalite niteliğinde olması yerine, itiraz yoluna başvuranlar için etkin olabilecek bir kanun yolunun oluşturulması daha isabetli olacaktır. 

Keza bu noktada, alternatif bir kanun yolunun veya itiraz merciin belirlenmesinin, halihazırda iş yükü fazla olan Sulh Ceza Hakimlikleri’nin de lehine bir uygulama olacağı kanaatindeyiz.

 

IV. MEVCUT UYGULAMA NEDENİYLE İHLAL EDİLEN HAKLAR

Söz konusu uygulama nedeniyle İdare otoritesi karşısında gerçek ve/veya tüzel kişilere sunulmuş olan yargı yolunun etkili bir yol olmadığı izah edilmeye çalışılmıştır. Her etkin olmayan yargı yolunda olduğu gibi bu yargı yolunda da etkililiğin sıfır noktasında olması nedeniyle bazı evrensel ve anayasal haklarımız ihlal edilmektedir. Aşağıda bu haklardan bazılarını sıralayacağız:

 

1.    AİHS m.6 Adil Yargılanma Hakkı 

“1.Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.

…..

3.Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; 

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak; 

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek; 

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek.

 

Ne var ki, mevcut sistem duruşma açılmayan bir yargılamayı haiz olduğundan sadece tarafların bir adet beyan dilekçeleri ile hakimler bir karara varmakta ve bu durumda AİHS m.6’da öngörülen adil yargılanma hakkı kişilere tam manası ile sağlanamamaktadır. 

 

 

2.    AİHS m.13 Etkili Başvuru Hakkı

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.

Kopyala – yapıştır (şablon) kararların uygulandığı düşünüldüğünde gerek İdare gerek ise hakkında idari para cezasına hükmedilen kişiler yönünden etkili bir başvuru olduğundan söz edilemeyeceği izahtan varestedir. Öyle ki, artık kararlar gibi taraflarca huzura sunulan dilekçeler dahi şablon haline gelmektedir. Hal böyle iken, sadece somut olay nezdinde yapılan ve taraflar yönünden etkili olmayan bir yargılamanın ne davanın taraflarına ne de mevcut hukuk düzenimize bir katkısı olacağı söylenemez.

 

3.    Anayasa m.36/1 Hak Arama Hürriyeti

“Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Görüleceği üzere, etkili olmayan bir başvuru yolu kişilerin en temel haklarının ihlal edilmesine yol açmakta olup devletler nezdinde de uluslararası bir sözleşme olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edilmesi ve Anayasa’da öngörülen temel hakların da yok sayılması mahiyetindedir. 

Hal böyle iken, AİHS’e taraf olan ve kendi Anayasa’sında da etkili kanun yollarının ve kişinin hak arama hürriyetini savunulduğu bir ülkede, İdare tarafından verilen idari para cezalarına karşı Sulh Ceza Hakimlikleri’ne başvuru gibi etkisiz bir kanun yolunun benimsenmesi kabul edilmemelidir. 

Zira belirttiğimiz üzere, Sulh Ceza Hakimi’nin uzmanlık alanı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Türk Ceza Kanunu olup önüne gelen idari para cezalarının kaynağı olan örneğin Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun gibi özel hukuk alanını düzenleyen bir kanun içeriğini ve sistemini bilme zorunluluğunu bilmek gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Kaldı ki, uygulamada karşılaştığımız doğrudan İdare lehine verilen kopyala – yapıştır kararlar da bu savımızı doğrulamaktadır.

 

V. SONUÇ VE KANAAT

İzah edildiği üzere, idari para cezalarına ilişkin (işbu cezalar, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ya da trafik cezaları gibi hususlardan doğabilmektedir) itiraz yolu olarak öngörülen Sulh Ceza Hakimlikleri’ ne başvuru yolu, uygulamada formalite niteliğine bürünmüştür. 

İdari işleme dayanak teşkil eden ilgili mevzuatı bilmeyen veya uzmanlık alanı bu yönde olmayan hakimler tarafından verilen kararlar ile itiraz yoluna başvuran kişiler, İdare otoritesi karşısında korunması gerekirken aksine dezavantajlı duruma düşürülmektedir.

Hal böyle iken, ne fazla iş yükünün altında olan sulh ceza hakimliklerinin ne de idari işleme karşı itiraz yoluna başvuran kişilerin yararına olmayan bu sistemin derhal kaldırılması ve kanunda öngörüldüğü gibi aktif olarak işleyen alternatif bir sistemin getirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Aksi halde, durum, kamu otoritesine sahip İdarelerin kendilerinin çalıp oynadığı bir düzene dönüşür ki bu durum da bir hukuk devletine yakışmayacak bir sonucu ortaya çıkaracaktır. 

Av. Merve Özel

Taygün & Özmestik Hukuk Bürosu